Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Teknosa'dan önce...

Teknosa'nın yeni reklamı. Reklam güzel de, içinin dolu olduğuna inanmıyorum doğrusu. Teknosa ile etkileşimlerimden pek memnun kalmadım bugüne kadar.



"Başka yerde şubemiz yoktur" espirisi ve epilatör konusunda alttan alta verilen mesaj enteresan olmuş. Ama ben bu reklamı izlerken nedense kendilerinin de pek farklı olmadığı düşüncesi geçiyor aklımdan.

- Parayı çıkartıp "alacağım" diyene kadar sizinle ilgilenmeyen bazı çalışanlar,
- Biraz ucuz bir model aradığınızı söyleyince ses tonunu yükseltip azarlar / aşağılar gibi konuşan bazı çalışanlar,
- Teşhir ürününü satmaya çalışan bazı çalışanlar,
- Sattıkları ürünün içinden web kamerası ile çektikleri fotoğraflar çıkan bazı çalışanlar,
- Sizin yanınızda başka müşterilerden bahsedip onlarla dalga geçen bazı çalışanlar,
- Mağaza içinde yüksek sesle tartışan bazı çalışanlar,
- Her nasılsa Hepsiburada.com'dan aldığınız telefonun içinden çıkan Teknosa'da çekilmiş fotoğraflar,
- "Teknosa müşterisi denemeden almaz" diye reklam yapıp ürünleri camlı dolaplarından ancak tipinizi beğenirse çıkaran bazı çalışanlar,
bunlar hep Teknosa'da. Bütün çalışanları suçlamıyorum elbette. Ancak şirkette bir eğitim / yönetim zaafiyeti olduğu ortada. Farklı şehirlerde, farklı şubelerde, farklı çalışanlarla yaşadığım şahsi müşteri hizmetleri deneyimlerim böyleyken ne kadar reklam yapsalar boş.

Turkcell: Hayat Paylaşınca Güzel (Kubat)


Turkcell'in yeni reklamı biraz ucunca, ama son derece duygusal. "Hayat Paylaşınca Güzel" şarkısını Kubat ve Zara'ya söyletip MMS göndermeyi teşvik eden bir kampanya hazırlamışlar. Billboard'lardaki "canım, ciğerim" yazılı reklamların fotoğraflarını çekip sevdiklerinize MMS gönderecekmişsiniz. "3 hafta boyunca haftalık 20'şer MMS bizden!" diyorlar.

Türkiye'de ve dünyada MMS'e olan ilgi çok yüksek değil. BTK'nın verilerine göre 2011 yılının üçüncü çeyreğinde gönderilen MMS sayısı 35,9 milyon adet iken, SMS sayısı 38,5 milyar seviyesinde. Dikkat ederseniz, birisi milyonlar, diğeri milyarlar seviyesinde. Yüzlerce mesaj göndermenize imkan tanıyan uygun fiyatlı SMS kampanyaları ile karşılaştırıldığında, doğru düzgün bir MMS kampanyası yapılmamış olması ve kampanyasız gönderilen bir MMS'in tüketiciye bir liraya yakın maliyetinin olması yaygınlaşmasının önündeki en önemli engellerden. GSM operatörleri ücretsiz MMS kampanyaları yaptıklarında gönderilen MMS sayısındaki artış da bunun kanıtı olsa gerek.

MMS teknolojisinin kullanımını yaygınlaştırmak adına iyi bir adım attıkları için Turkcell'e teşekkür ediyoruz. Yine de şu çağrıyı yapmalıyız: Bir gün değil, her gün MMS kampanyası yapın!

Ek kaynaklar
BTK verilerine ulaşmak için: http://tk.gov.tr/kutuphane_ve_veribankasi/pazar_verileri/pazar_verileri.php
Turkcell'in "Hayat paylaşınca güzel" reklamları: http://vimeo.com/32160619
Zara'nın seslendirdiği reklam: http://reklampr.blogspot.com/2011/11/turkcell-hayat-paylasnca-guzel-zara.html

Diğer Turkcell reklamlarını izlemek için tıklayın!

Diğer Turkcell reklamlarını izlemek için tıklayın

CarrefourSA kurban olsun sana!

Müessesemiz 2001 yılında kurulmuş olup, 2009’dan beri kurbanda kalite ve güvenin adresidir. Kurbanlık sektöründe edindiğimiz tecrübe ile sizlere hijyenik, ekonomik kurbanlık çözümleri sunuyoruz. Sektörde yaygın olarak kullanılan ağıl terimini reddediyor, onun yerine Kurban Noktası demeyi tercih ediyoruz. İşte Tayfur farkı…

Bu sözler KurbanOlurumSana.com adresinden. Sitede işine (ve koyunlarına) aşık bir kurbanlık koyun satıcısı olan Tayfur'un fotoğrafları, tavsiyeleri ve "müessesesinin tanıtımı" ile karşılaşıyoruz. Tam bir "homepage" tasarlamış Tayfur kendine. Öyle ki Mahir Çağrı ve Borat'ın eski internet sitelerinden sonra, üçüncü sırada Tayfur'un sitesi gelir herhalde. Kayan yazıları, flash banner'ları, animated gif'leri, yanıp sönen yazıları, orantısız boyutlandırılmış resimleri ve alakasız gadget'ları ile site tam anlamıyla "eksiksiz". Biraz geziyorsunuz, "Acaba?" diyorsunuz, "Yoksa yurdum insanı gerçekten bir iletişim hamlesi mi yaptı?" Kötü de olsa denemiş ama değil mi! Yalnız o Twitter hesabı? O kadar da değil herhalde? Ya "özellikle kırılmış" linkleri? Bir de tek rakibi CarrefourSA'ymış, Allah Allah, çok espiritüel bir arkadaş maşallah!



Bir alan adı sorgusu yapınca herşey ortaya çıkıyor tabi; çünkü KurbanOlurumSana.com "Özgür Karaçak" adına, yani bir reklamcıya kayıtlı. Bir de KoçVarKuzuVar.com'a link vermişler, orada herşey daha açık. Tayfur'u sahte bir sanal karakter yapıp bir efsane oluşturmak adına ikinci linki vermeseler de olurmuş ama, tebrik ediyorum, çok hoş bir çalışma ortaya çıkarmışlar.



Yine de düşünmeden edemiyorum, kötü de olsa, keşke bu siteyi gerçek bir kurban satıcısı yapmış olSAydı.

Gülümseyin!

Oturduğumuz sokağa yakın bir yerde ekmek ve çeşitli unlu mamüller satan küçük bir dükkan var. Ama gerçekten, küçücük bir dükkan. Buna rağmen çeşit çeşit ürünleri var. Etrafında da onlarca market var, Tansaş'lar, MakroMarket'ler, Yunus'lar ve diğerleri. Ama ben bu küçücük dükkandan alışveriş yapmaktan büyük keyif alıyorum ve bunun tek bir sebebi var: Gülümsemeleri. Sahte değil, içten gülümsemeleri, müşterileri ile ilgilenmeleri.

Biliyorum gülümsemek kolay değil. Çoğumuz istemediğimiz ya da bizi maddi/manevi tatmin etmeyen işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz. Günler uzun ve yorucu, tek derdimiz iş ve müşteriler değil. Ama şunu bilin ki sizin içten gülümsemeniz müşteriniz için çok şeyi değiştiriyor. Bırakın gülümsemeyi, sadece "İyi günler" demeniz, ya da size iyi günler dileyen müşterinize cevap verme zahmetinde bulunmanız bile yeterli, çünkü bunu yapamıyor çoğu kimse. Aldıklarımı poşetlere doldurma yardım edenler var mesela, bir de işi varmış gibi yapanlar var. Uzak olmasına rağmen yardımsever çalışanları olan marketi tercih ediyorum elbette!

Gülümseyin!

Tabi gülümsemeyi, samimiyeti de abartmamak gerek. Müşteriye saygıda kusur etmemek gerek, hatta yanlış anlaşılması muhtemel davranışlardan da kaçınmak gerek. Bazen fazla neşeli çalışanlara rastlamak mümkün olabiliyor: "Kredi kartı ile ödemede erteleme yapılabiliyor mu?" "Bi deneyelim belki olur belki olmaz, olmadı ne çıkarsa bahtınıza hahhah haa!"

Şunu da belirtmeliyim ki saatlerdir çalışan birinden gülümsemesini bekleyen bir patron, çok bekler. Çalışanlarınıza haksızlık etmeyin. Mesela sabahtan beri sık sık çalan telefonlara bakan bir çalışanınız ikindi vakti yeterince kibar davranamıyor olabilir. Azarlamak ya da yeni bir eğitim programı planlamak yerine, o çalışanı günün kalanında müşteriden daha uzak olacağı bir göreve kaydırıp, zihni daha berrak birinin telefonlara bakmasını sağlamak bir çözüm olabilir. Bazen sorun çalışanda değil sizde veya kurduğunuz sistemde olabilir, çözüm arıyorsanız günah keçisi aramaktan vazgeçmeniz gerekir.

Bol gülümsemeli günler! :)

Fotoğraf: zen. Creative Commons lisansı ile kullanılmaktadır.

Tüketiciler hakkında acı gerçekler

Tüketiciler/Kullanıcılar hakkında aklınızda bulundurmanız gereken bazı gerçekler bulunuyor. Aslında bunlar birşey tasarlarken de, iletişim kurarken de dikkat etmeniz gerekenlerden sadece birkaçı.

Kullanma kılavuzuna bakmazlar. Ne vakitleri vardır ne de istekleri.

Kullanma kılavuzu ürünün kutusuyla birlikte bir kenarda tozlanır. Bu sırada tüketici ürünle problemler yaşar, sorunun çözümü kılavuzda vardır ama oraya bakmak aklına gelmez. Bu yüzden kullanım sırasında kendini tüketiciye öğreten ürünler ortaya çıkarmaya çalışmalısınız.

Özellikleriniz hakkında fikir sahibi olmaları için üstüne basa basa söylemeniz gerekir.

Bir yazılım geliştirdiğinizi varsayalım. Bilgisayarla içli-dışlı olan arkadaşlarınız dahi, bırakın yardım dokümanlarına bakmayı, yazılımın "Ayarlar" bölümüne bile girip ne gibi seçenekleri olduğuna göz atmazlar. Hatta size "şu özellik olsaydı iyi olurdu" derler. Düşünün, siz ne zaman göz attınız ayarlar bölümüne?

Eğer insanlara anlatmazsanız, bir özellik sizin ürününüzde yıllardır olduğu halde bir rakip sonradan gelir, o özelliği koyar, insanlara sizden daha iyi anlatır, insanlar da o özelliği ilk kez rakibiniz buldu zanneder. Dokunmatik ekranlı ilk cep telefonu hangisi? Kimileri iPhone zannediyor, halbuki yıllardır pek çok telefon üretildi bu özelliğe sahip olan.

Acı Gerçekler

Dinlemezler, okumazlar. Sonra da yanlış anlarlar.

Bir şeyin iyice anlaşılması için kesin hatlarla, cümlenizde yoruma yer kalmayacak şekilde söylemeniz gerekir. Basit gibi görünse de herşeyi iyice açıklamanız gerekir.

ReklamPR'a gelen yorumların bazıları "Çok güzel reklam çekmişsiniz", bazıları da "Sattığınız üründe problem var" şeklinde. Biz ne reklam çekiyoruz, ne de birşey satıyoruz. Ancak insanların yorum bırakması için ürün adını görmeleri yetiyor. Hatta "Algıda Seçicilik" başlıklı bir yazının altına dondurma markası olan Algida hakkında onlarca yorum bırakabiliyorlar.

Bir şeyin görünmesi için onu gözlerinin içine sokmanız gerekir.

Web sitenizde "Site Hakkında" diye bir bölüm olsa da, insanlar "Yazacak uygun bir yer bulamadım/E-posta adresini bulamadım" diye oraya buraya yorum bırakıp iletişime geçmeye çalışırlar. "Site Hakkında" linkinin yanı sıra bir de "İletişim" linki koymanız gerekir. Benzer şekilde, web sitenizde "SATIN AL" düğmesi görülebilir bir yerde ve büyüklükte olmalıdır. Yoksa arar dururlar. "Sepete Ekle" düğmesi onlar için birşey ifade etmeyebilir.

Tek bir hatanız vazgeçmeleri için yeterlidir.

Garson bir kez ters baksın, bir yoğurdunuz "garip" çıksın, hemen işiniz biter. Ürününüzü tekrar almaları için alternatiflerinin kalmaması gerekir. İkinci şans vermezler, verirlerse gerçekten çok şanslısınız demektir! (Hele de şikayetini size bildiren bir müşteriniz olursa, asla terslemeyin. Size değer vermeyen bir tüketici şikayetini size değil arkadaşlarına bildirir.)

Duygusaldırlar

İnsanlar duyguları ile seçim yaparlar. Küçükken oyuncağı ile oynadıkları arabayı tercih eder, sevgililerinin kullandığı telefondan almak isterler. Mantık duygudan sonra gelir.

Sizce ne gibi acı gerçekler var tüketiciler hakkında? Yorum yazmaktan çekinmeyin!

Bu yazıyı Tusul.com'da oylamak için tıklayın!

Fotoğraf: woodleywonderworks
Creative Commons lisansı ile kullanılmaktadır.

Çok çalışmak, daha çok çalışmak.. ama yanlış hedefe doğru!

Fotoğraf: Mücahid Zengin - ReklamPRBunu farketmek acıydı. İflas etmiş yaşlı bir iş adamı bana şöyle dedi bir gün: "Çok çalışarak başarılı olunmuyor. Bütün hayatım boyunca çok çalıştım ve başarısız oldum". Haklıydı, ama nedenini anladığını sanmıyorum.

Yaşlı iş adamı başarının hareket ile yön arasındaki farkı anlamaktan geçtiğini anlamamıştı. Ticaretin acı bir gerçeği, şirketlerin tembellikten dolayı batmamasıdır, aslında içindeki insanlar oldukça meşgul olsa da batar şirketler. Kaçırdıkları şey şudur: Aktivite, eylem değildir, eylem strateji değildir, strateji de başarı değildir. Bu dört fikir arasında basit bir ilişki vardır: Aktivite, eylem, strateji ve başarı.

Aktivite, harekettir. Enerjinin her yönde harcanmasıdır.
Eylem, bu enerjinin bir yönde harcanmasıdır.
Strateji, harketin hangi yönde olması gerektiğine karar vermekle ilgilidir.
Başarı, bu yönün doğru yön olması ile gelir.

Genellikle pazarlama iletişimini yapanlar, aktivite ile stratejiyi karıştırır. Daha da sık olarak pek çok kampanya, çeşitli akımları takip ederek mazaret bulmaya çalışır. Yani "diğerlerinin yaptığı veya yapmakta olduklarını yapmak". Bu kolaydır ve yöneticileri, yapsınlar diye pazarlamacılara para ödenen şeyleri yapmaktan kurtarır: Fikirlerden zenginlik çıkarmak, vizyondan değer çıkarmak. Genellikle kampanya bütçeleri "geçen sene ne harcadık" ya da "rakipler ne harcıyor" üzerine kuruludur. Yani "Ne kadar harcamamız gerektiğini bilmiyoruz ama geçen sene birileri biliyormuş ya da rakipler biliyor". Neyse ki, pek çokları için pazarlama iletişiminin büyüsü ve coşkusu, önerilen taktiklerin stratejik hedeflere dayanmadığı gerçeğinin üzerini örtmektedir.

Dr. Johnson pek çok reklamı şişirlimiş olarak sınıflandırmakta haklıydı. Pazarlama iletişiminin çoğu şişirilmiştir, çünkü strateji ve taktikler üzerine kurulmamışlardır. Çünkü farkındalık, tutum, tercih, niyet, deneme ya da yineleme şeklinde somut pazarlama getirileri elde etmek üzerine temellendirilmemişlerdir.

Çok çalışan ama başarısız olan yaşlı adam şunu anlamalıydı: İnsanlar meşgul görünerek başarılı olmazlar. Başarı çok ve akıllıca çalışmak ile gelir.

Bu makale Profesör John Saunders tarafından yazılmış, Chris Fill'in Pazarlama İletişimi kitabında yayınlanmış, Mücahid Zengin tarafından da Türkçe'ye çevrilmiştir. Kitapta hedefler, stratejiler ve taktikler üzerine güzel bir bölüm bulunmaktadır. Konu ile ilgilenenlere kitaba göz atmalarını tavsiye ederim.

Fotoğraf: ReklamPR

Markalaşmanın Alfabesi

Philip Kotler ve Nancy Lee'nin Kamu Sektöründe Pazarlama isimli kitabından:

Marka, bir ürünün üreticisi ya da satıcısını tanımlayan bir isim, işaret, sembol ya da tasarım ya da bunların bir kombinasyonudur. Söz konusu ürün somut bir mal, hizmet, organizasyon, yer, kişi ya da fikir olabilir.

Marka Kimliği, sizin (imal edenin) tüketicilerin markanızla ilgili olarak nasıl düşünmesini, hissetmesini ve davranmasını istediğinizdir.

Marka İmajı, tüketicilerin gerçekte marka ile ilgili olarak nasıl düşündükleri, hissettikleri ve davrandıklarıdır.

Marka Özü, markanın hedef kitle üzerinde uyandırmasını istediğiniz esas fikirdir.

Markalaşma, istenen bir marka kimliği yaratma sürecidir.

Marka Bilinirliği, tüketicilerin bir markayı tanıma düzeyidir.

Marka Vaadi, pazarlamacının markanın tüketiciler için ne faydası olduğuna dair vizyonudur.

Marka Bağlılığı, bir tüketicinin belli bir ürün sınıfı içerisinde aynı markayı ne düzeyde tercih ettiği ve ısrarla seçtiğini ifade eder.

Marka Değeri, bir markanın sahip olduğu yüksek düzeyde marka bağlılığı, isim bilinirliği, beklenen kalitesi, güçlü marka çağrışımları ve patentler, tescilli ticari markalar ve kanal ilişkileri gibi diğer değerlerine dayanan değeridir.

Marka Bileşenleri, markanın tanımlanmasına ve farklılaşmasına hizmet eden tescillenebilen cihazlardır.

Marka Karması ya da Portföyü, belli bir firmanın seçilmiş bir kategoride yer alan kullanıcılara satış için sunduğu tüm markaların ve marka çizgileri setidir.

Marka İlişkisi, ürün ya da hizmetin müşterilerin işlevsel gereksinimlerini ne düzeyde karşıladığıdır.

Marka Genişletme, başarılı bir marka ismini yeni bir kategoride yeni ya da yenilenmiş bir ürün yaratmak için kullanmaktır.

Ortak Markalama, bir ürün üzerinde birden fazla markanın yerleşmiş isimlerini kullanmak ya da aynı şekilde birlikte pazarlanmasıdır.

Fotoğraf: Missmac. Creative Commons lisansı ile kullanılmaktadır.

Müşterileri kaçırmanın 10 yolu!

Şapka Çıkarttıran Müşteri Hizmeti Sunmak kitabından, müşteri hizmetlerinde kaçınılması gereken 10 hata:
  1. Bilmiyorum: Müşteriler sattığınız ürün ve hizmetler hakkında bilgili olmanızı beklerler. Eğer gerçekten soruyu yanıtlayamıyorsanız “Öğrenip size bildireceğim” demelisiniz.
  2. Umrumda değil: Müşteriler onlara hizmet etmenin umrunuzda olmasını beklerler ve yaptığınız işten gurur duyduğunuzu görmek isterler. Başka bir yerde olmayı dilediğinizi hissettirirseniz onlar da aynısını dileyecektir.
  3. Rahatsız edilmek istemiyorum: İş arkadaşlarınızla yaptığınız bir sohbet ya da bir telefon görüşmesi sizin için müşteriden daha önce geliyorsa müşteriniz sinirlenecektir ve bunda da haklıdır.
  4. Seni sevmedim: Müşteriler ister üstü kapalı, ister açık olsun “Sen bir baş belasısın, lütfen çek git” anlamına gelen tavırlara karşı duyarlıdır. Düşmanca davranmayın.
  5. Ben herşeyi biliyorum: Müşteri sorununu aktarmayı bitirmeden siz yorum getiriyor, ya da çözüm öneriyorsanız küstahlık ediyorsunuz demektir. Bilginiz müşterinize daha iyi hizmet etmek için bir araçtır, size onları aşağılamak için kullanabileceğiniz bir üstünlük tanımaz.
  6. Sen hiçbirşey bilmiyorsun: Aptalca soru yoktur, aptalca yanıt vardır. Müşterinizin neye gereksinimi olduğu konusunda kafası karışıksa veya yanlış fikirlere sahipse kabaca ya da duyarsız bir şekilde sözünü keser, kendisini aşağılar ya da hor görürseniz kapıyı yüzüne çarpmış olursunuz.
  7. Sizin gibileri burada istemiyoruz: Takım elbise giymiş müşterilere kot pantolon ve tişört giymiş olanlardan daha mı kibar davranıyorsunuz? Yaşlıca olanların karmaşık konuları anlayamayacağını ya da gençlerin aslında birşey satın almaya niyetli olmadıklarını mı düşünüyorsunuz? Görünüşe aldanmayın.
  8. Bir daha buraya gelme: Müşterilerin bir daha gelmemesini sağlamanın en garantili yolu gününüzü mahvettiklerini, bir an önce ve sonsuza kadar onlardan kurtulmak istediğinizi hissettirmektir.
  9. Ben haklıyım, sen haksızsın: Kişisel görüş farklılıkları olabilir. Müşteri tabii ki her zaman haklı değildir, ama haklı olabileceği duygusunu ona yaşatsanız ne kaybedersiniz?
  10. Çabuk olun! Bekleyin! Siz müşterilerin zamanına saygı gösterirseniz onlar da sizin zamanınıza saygı gösterecektir.
Bu yazıyı tusul.com'da oylamak için tıklayın!

Müşteri hizmetleri konusunda bir önceki yazımızı görmek için tıklayın!

Müşteri Hizmetleri

Şapka Çıkarttıran Müşteri Hizmeti Sunmak kitabından derlediğim notlar:

  • Artık yanlızca müşterilerin beklentilerini karşılamak yeterli değildir; müşterileri “sevindirmek” gerekir, beklentilerini aştığınızı görüp şaşırmalılar. A.Blanton Godfrey
  • Hizmete ağırlık veren şirketler daha çok kazanır.
  • Müşteriye iyi hizmet vermek şirket içinde de olumlu sonuçlar doğurur (moral ve iş tatmini).
  • Müşterinin bakış açısına göre görüştüğü kişi (mesela bir kasiyer) ile şirket arasında fark yoktur. Görüştüğü kişi şirkettir. Müşterinin şirkete karşı duygularının iyi ya da kötü olması genelde görüştüğü kişi ile yaşadığı deneyime bağlıdır. Dolayısı ile şirketin her çalışanı davranışlarına dikkat etmelidir.
  • Yanlış bir davranış sonucu müşterinin o ana kadar karşılaştığı tüm iyi davranışları aklından silme ihtimali vardır.
  • “Onlar” ya da “biz” demek yerine “ben” demeyi tercih edin. Müşterinin gözünde şirket sizinle başlar, sizinle biter.
  • “Şirket politikası böyle” ya da “Bunu kabul etmezler” demek sizin orada yanlızca bir emir kulu olduğunuz anlamına gelir. Kendinizi bir emir kulu gibi hissediyorsanız müşterilerinize bir yararınız olmaz.
  • Müşteriler sizden şirketin geneli ile ilgili bilgi sahibi olmanızı, sorunları çözebilmenizi, sorularına yanıt verebilmenizi beklerler.
  • Kendinize şu soruyu sorun: Müşterilerin mutlu olup olmaması açısından büyük fark yaratabilecek ayrıntılar nelerdir?
  • Verdiğiniz hizmet, müşteriler nasıl algılıyorsa öyledir.
  • Müşteriler hep isterler, istemeye de hakları vardır.
  • Yeni bir müşteri kazanmanın maliyeti, eski müşteriyi elde tutmanın maliyetinden beş kat fazladır.
  • Müşterilerin yüzde 25 i hizmetinizden memnun olmadığı için yaptığınız işi birazcık da olsa daha iyi yapan bir başkası ile çalışmaya hazırdır.
  • Hizmetinizden memnun olmayan her yirmibeş müşteriden yanlız bir tanesi şikayetini size iletir (yüzde 4).
  • Müşteriler genellikle ne istediklerini sizin bilmenizi beklerler ve bilemediğinizde hayal kırıklığına uğrarlar.
  • Müşteri hizmet kalitesini beş açıdan değerlendirir:
    1. Güvenilirlik: Söz verilen işi doğru ve güvenilir bir biçimde yerine getirmek.
    2. Güven vermek: Müşteriye nazik bir biçimde yaklaşıp işinizde uzman olduğunuzu, kendinize güvendiğinizi ve onların da size güvenebileceğini gösterebilmek.
    3. Somut faktörler: İşyerinizin fiziksel olanakları, sizin ve diğer çalışanların dış görünüşleri.
    4. Empati: Gösterdiğiniz ilgi (Müşterinin kişisel gereksinimlerini göz önüne almak)
    5. Zamanında davranmak: Müşteriye en kısa zamanda yardımcı olmak.
  • Yapamayacağınız işler için söz vermeyin, söz verdiğiniz işleri yapın. George Washington
  • Yerine getiremediğiniz bir söz varsa ilk yapmanız gereken özür dilemektir. Günah keçisi aramakla uğraşmayın.
  • İlle de satış yapabilmek için tutamayacağınız sözler vermeyin. Günümüzde hizmet işi satışın gerçekleşmesi ile bitmiyor, yanlızca başlıyor.
  • Beklemenin en sıkıcı tarafı ne kadar bekleneceğinin bilinememesidir.

Not: Orijinal içeriğe değer veren, yazının tümünü kopyalamak yerine link veren arkadaşlara teşekkür ediyorum :)

Bu yazıyı Tusul.com'da oylamak için tıklayın!

Bu konuda bir sonraki yazımızı okumak için tıklayın!

What is advertising?

The standart definition of advertising includes six elements:

- It is a paid form of communication
- The sponsor is identified
- It tries to persuade or influence the consumer to do something
- The message is conveyed through many different kinds of mass media,
- reaching a large audience of potential consumers.
- It is nonpersonal.

So: Advertising is a paid nonpersonal communication from an identified sponsor using mass media to persuade or influence an audience.

(Advertising Principles and Practice. Wells, Burnett, Moriarty. Fouth edition. 1998.)

Click to view other posts in English

What Great Brands Do: Brand-building Principles

A few of Scott Bedbury's brand-building principles are listed here. Bedbury is former senior vice president of marketing at Starbucks Coffee. From the book Advertising: A Framework by W. Ronald and J. Thomas Russell. Please refer to the book for detailed explanations of each principle.

1. A Great Brand Is in It for the Long Haul: Today, a great brand is a necessity, not a luxury. Use a long-term approach.

2. A Great Brand Can Be Anything: Some categories lend themselves to branding better than others, but anything is brandable. Almost any product offers an opportunity to create a frame of mind that is unique.

3. A Great Brand Knows Itself: First, understand who you are. Identify what customers like and dislike. Find out what they associate as the very core of the brand concept.

4. A Great Brand Invents or Reinvents an Entire Category: A great brand raises the bar, it adds a greater sense of purpose to the experience.

5. A Great Brand Taps into Emotions: Customers live in an emotional world. Emotions drive most, if not all, of our decisions. It is an emotional connection that transcends the product.

6. A Great Brand Is a Story That Is Never Completely Told: A brand is a metaphorical story that is evolving all the time.

7. A Great Brand Has Design Consistency: Successful brands have a consistent look and feel and a high level of design integrity.

8. A Great Brand Is Relevant: Meet what people want. Build products that performs the way people want it to. Consumers are looking for something that has lasting value.